UYANDIRMA SERVİSİ
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 DİLLER TEK KAYNAKTAN ÇIKTI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
tarıkdoğru



Mesaj Sayısı : 29
Kayıt tarihi : 11/08/08

MesajKonu: DİLLER TEK KAYNAKTAN ÇIKTI   Ptsi Ağus. 11, 2008 2:12 pm

Diller tek kaynaktan çıktı. Bu artık bilimsel bir bulgu. Bir zamanlar, Güneş-Dil Teorisi buna benzer şeyler söyledi diye yapmadıkları edepsizliği bırakmayan kesimler (Batı beslemeleri), şimdi bu görüşü (adı başka konsa da) Güneş-Dil Teorisini sahiplenmeye başladılar. Tabiiki merkeze kendilerini oturtarak. Batı ile organik bağ içinde olanlar, yeni propaganda malzemelerine uluşmışlar, ve yeni sakızları çiğnemeğe başlamışlar. Bazı gönüllü amatör-yalaka takımı daha işe uyanmamış. Köşe yazarları da var bunlar arasında. Eski teranelere devam ediyorlar. Eski üslupla Güneş-Dil eleştirisi yapıyorlar.
Güneş-Dil teorisinin ne olduğunu Türk aydını bilmez. Bildiğini sanan da bilmez. İddia ediyorum ki bilmez. Çünkü, Atatürk sonrası bu teori ile ilgili ne varsa ortadan kaldırılmıştır. Devletin resmi kurumlarındaki arşivler, kitaplar, raporlar... herşey ya yok edilmiş, ya da yedi kapı ardına gizlenmiştir. Bugün Türk Dil Kurumu kendi resmi tutanaklarını mezattan satın almaktadır. Güneş-Dil teorisi dersleri veren Dil Tarih Coğ.Fak.'de bu derslere ait notlar yoktur. Atatürk'ün zamanında tercümesi ve basımı yapaılan oniki ciltlik Pekarski'nin Yakut Dili Sözlüğü'nün tek bir nüshasının izi dahi ortada yoktur.
Birilerinin önce, bu politik durumu izah etmeleri gerekir. Bu olayın izahını yapamayan birinin, Güneş-Dil Teorisini anlama şansı yoktur. Eleştirme şansı da yoktur.
Elde kalan çok sınırlı kaynaklar şunlardır: Özel kütüphaneler, sahaflar vb. yerlerdeki Atatürk dönemine ait TDK yayınları ve başka yayıncıların çeşitli kitapları. Bunları edinmek ekonomik olarak zordur. İmkanınız olsa bile bulmak zordur. Hangi aydının evinde bir Çuvaş Sözlüğü var? Hangi aydının evinde bir Eti Sözlüğü var?
Güneş-Dil Teorisi; bu anlaşılması zor olan Atatürk sonrası dönemde, hiç bir bilimsellik yada mantık taşımayan, küfür ve alay temelinde yazılara konu edilmiştir. Açın Murat Belge'yi okuyun. TDK nın bu dönemdeki kendi yayınlarını okuyun. Sol söyleme bakın. Sağ söyleme bakın. Bütün bu döneme ait tartışmaların malzemesi, Güneş-Dil Teorisi içeriği dışındaki malzemedir. Çetin Altan bir roman yazar. Bu romanda tarih öğretmeni ağzından Güneş-Dil teorisi eleştirilir. Tüm eleştirilerin malzemesi bu roman malzemesi ve benzer diğer yakıştırmalardır.
Missisipi-mısır sapı
Amazon-amma uzun
Fırat- fır (diye koşan) at
örnekleri bu dönemin nadide sahte Güneş-Dil edebiyatı ürünleridir.
Birileri çıksın, bu şartlar altında kimin nasıl bilgi sahibi olabileceğini, Güneş-Dil teorisini nasıl öğrenebileceğini anlatsın. Bu dayancalarla iddia ediyorum ki, Türk aydını bu konuyu bilmemektedir, belki bildiğini sananlar vardır.
Çok şükür ki; soğuk savaşın kör döğüşü ortamından kurtulduk ve insanlar kendi gündemlerine dönme şansı elde ettiler. Bu sayede, bugün, durumu kavrayabilmekte ve bilmediklerimizi anlamaya çalışmaktayız.
Güneş-Dil Teorisi, mutlak bir tek dilden söz etmedi. Bilinen büyük dillerin, tek kaynaklı olabileceği, çok zengin dil verileri yolu ile iddia edildi (Bugün bilim bunun böyle olduğunu söylüyor). Bu tek dilin Türkçe, ilk insanın da Türkler olduğu keza iddia edilmemiştir. Neolitik uygarlığın Türklerce dünyaya yayıldığı, baskın dilin baskın uygarlığın bu olduğu dile getirilmiştir. Batının sosyal bilimlerdeki sahteciliği, Türk adı karşısındaki paranoyası bile bu durumun gerçekliğini ispata yeter değil midir?
Avrupalı baskın uygarlık benimkidir derken ona yalakalık edenler, baskın uygarlığın Türk uygarlığı olduğu iddiasında neden kırmızı görmüş boğa gibi olurlar?
Bugün bizler, Ön-Türkçe ile kullandığımız dilin çok eski tarihteki halini kasdederiz. Bizim dilimizle aynı kaynaktan gelen Japon buna Ön-Japonca derse o da bizim kadar haklı olur, doğru söylemiş olur. Çerkez buna Ön-Çerkezce derse keza haklı olur. İngiliz buna Ön-İngilizce derse haklı olur.
Fakat burada, önemle üzerinde durulması gereken bir şey var. Tarih buna ne diyor? Tarih diyor ki; bir bu uygarlığı yaratıp onbinlerce yıl onu yaşayıp onunla yoğrulmuş etnos var. Bir de, bu uygarlıktan son bir kaç bin yıl önce haberdar olan etnoslar var. Çinli, Hintli, Semitikler, Zenciler ve Kuzey Avrupa etnosları böyledir. Bilim bunu açıklıkla ispat ediyor. Bugükü Avrupalıların işaret genlerinin neolitik uygar insan genleriyle en az uyuşan genler olduğunu yine batılı bağımsız bilim adamları söylüyor.
Bu bize bir üstünlük mü sağlıyor? Hayır. Yaradan insanı eşit yaratmıştır. Uygarlıktan onbinlerce yıl habersiz Batı, onu öğrendikten sonra hızla uyum sağlamış, kendince yeni bir uygarlık yaratma yoluna girebilmiştir. Bu insanoğlunun yaratılış özelliklerinin aynı olmasındandır.
Peki fark nedir?
Uygar insanın onbinlerce yıllık yoğrulmuşluğunu taşıyanlar (hepsi olmasa da ağırlıklı olarak Türkler, kuzey Çin halkları, Araplaşmış Şameli(Irak, Suriye, Filistin, Ürdün), kısmen Mısır, Balkan halklarının çoğu, Yunanistanın kırsal bölge halkları ve Anadoludan giden son göçmenler, İngiltere halklarının bir kısmı (Anadolu ve Balkanlardan gidenler), İskandinavya Fin ve Sammi halkı, Kızılderili denen halklar....), sonradan kazanılan gelişkin insani özelliklere sahiptirler.
Kızılderilileri, 'western' filimlerin gözlüğünden görmeyip tanımaya çalışırsanız, farkı görürsünüz. Gerek yoksa, taşı bile incitmemek gerektiği inancındaki Kızılderili ile 'halı bombardmanı' kafasındaki Amerikalı farklıdır.
Uygarlığı, yüksek binalar ve gelişmiş insan öldürme makinaları olarak görmüyorsanız, görecek çok şey var. Tarihte hiç bir kültürü yabancılamamış, ezmeye kalkmamış, yok etmemiş, saygı duymuş kendinin bilmiş Türklerle, en küçük farkı hazmedememiş Batı yabaniliği farkını görebilirsiniz. Bosna'lıları daha dün toplu mezarlara koyan kafa ve bunu seyrederek maişet koparmaya çalışan bugünün 'uygar'ları ile bu dev coğrafyada binlerce etniği yüzyıllarca saygı duyarak barış içinde yönetmiş Türklerin farkını görebilirsiniz.
Başkalarına saygılı, hoşgörülü bu engin gönüllü uygar insanı görmek ve farketmek, büyük bir insanlık sorumluluğudur. Bu sorumluluğu duymayanlar, dünyayı, toplu mezarlar, halı bombardımanları, toplu tecavüz, insan öldürme makinaları, insan yakma fırınları, temiz bomba, Nagazaki, Hiroşima, delik ozon, kirli gök, kirli hava, kirli toprak, kirli medeniyete teslim etmiş olacaklardır.
Güce dayalı bu medeniyeti savunabilir misiniz? Herşeyin paraya dayandığı, paranın da parası olanın hakkı olduğu gibi, gücü ilelebet bir azınlığa ait gören bu güce medeniyet diyebilir misiniz?
İnsan haklarını hakların merkezine koyduğunu iddia eden, fakat insanların milyonlarcasını bir çırpıda öldüren bu medeniyete medeniyet diyebilir misiniz? Guantanamo, Abu Gurayb, Tora Bora... gibi işkence adalarını bulunduğu bu dünyaya özgür dünya diyebilir misiniz?
Göğsünüzdeki kalbinizi, karaciğerinizi, böbreğinizi, sizdense sizden daha zengin birin hakkı olduğunu savunan bir hukuk düzenine tabi yaşadığnızı biliyor musunuz? Bunu kabul edebiliyor musunuz? Buna medeniyet diyebilir misiniz?
İşte fark budur! Günümüzde uygar insan bunu gören insandır. Dört yüz yıldır 'western' bobardımanı altındaki Amerikada Kızılderiliyi makbul insan, hatta kendinden üstün özellikli insan olarak görenler var. Aborijinleri böyle gören insanlar var. Adlarını sildikleri bu insanları bugün baştacı edebilen bu insanlar, uygarlaşmış insanlardır.
Uygarlık yükselmektedir.
Bize uygarlık diye sunulan, zalim, yobaz, acımasız, bilgisiz, hoyrat ve zorbadır.
Adnan Atabek
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
DİLLER TEK KAYNAKTAN ÇIKTI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Her Derde Deva Bitkiler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Minber'08 :: TÜRKÇE :: TÜRKÇE-
Buraya geçin: