UYANDIRMA SERVİSİ
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 GÜNEŞ-DİL KURAMI...2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
tarıkdoğru



Mesaj Sayısı : 29
Kayıt tarihi : 11/08/08

MesajKonu: GÜNEŞ-DİL KURAMI...2   Ptsi Ağus. 11, 2008 2:11 pm

GÜNEŞ DİL KURAMININ İÇERİĞİ HAKKINDA
DOĞUŞ:
1932 yılındaki Birinci Dil Kurultayı’nda yapılan tartışmalar, Batı resmi ideolojisini bilim diye dayatılmasına karşı, dil bilim çalışması yapılmasına yönelmiştir. Bu çalışmaların ürünü olarak ortaya ‘’ETİMOLOJİ MORFOLOJİ ve FONETİK BAKIMDAN TÜRK DİLİ’’ adlı bir metin çıkmıştır.
Metnin girişinde ‘’Bu doğuş, filolojide yeni bir teori olarak görülebilir’’ denir ve hemen devamında ‘’Güneş-Dil teorisi adını verdiğimiz bu notları sunarken..’’ diye sürer. Yani tam bir kuram savı yoktur ve bu metni ortaya çıkaran düşünce, işin biçimiyle değil, özüyle ilgilenmiştir.
GDK, geniş katılımlı bir kurultayın yönlendirmesi ile, değişik disiplinlerden gelen uzmanların (filoloji, psikoloji, sosyoloji...) ortak çalışması sonucu doğmuştur.
GDK, içerik olarak, Türk Dili’nin ortaya çıkışındaki işleyiş ve Türk Dili’nin yapısı ile ilgilidir. Kuramın üslubu, doktriner, buyurgan bir üslup değildir. Türk Dili’ni tartışmaya çağrı çığlığıdır.
Şunu okuyunuz:
‘’...ricamız şudur:
1. Tenkit ediniz
2. Reddediniz
3. Tadil ediniz
4. İkmal ediniz
5. Tavzih ediniz
‘Tavzih ediniz’den maksadımız, müsbet veya menfi tavzihtir. Yani ‘bu olamaz’ diyorsanız, niçin? İzah ediniz ve buna karşı teorileriniz varsa onunla mukabele ediniz.’Olur’ diyorsanız , niçin? Bunu izah ediniz.’’ (Etimoloji Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili, s.7)
‘’Tadıl ediniz’’ diyen bu kurama nasıl ‘resmi ideoloji’ diyebilirsiniz?
DİLİN DOĞUŞ KURAMI:
GDK’ya göre, insanoğlu için en önemli varlık güneş idi. Buna çeşitli adlar verdi. Sonra bu adları, güneşi temsil ettiğini düşündüğü başka varlıklara verdi. Sonra her yeni kavram, öncekilerle ilintilendirilerek adlandırıldı ve dil böyle doğdu.
Gerçekten şu aşağıdaki söz varlığımızın incelenmesi ilgi çekici olacaktır:
gan:hüda(Abuşka Lugati, s.299
küngüneş(Orhun Yazıtları, Talat Tekin, s.107)
han: kağan
kanğ: baba(Eski Türkçenin Grameri, Von Gabain, s.277)
kun: kişi(Türklerin Dili, Fuat Bozkurt, s.17)
kün: halk (Eski Türk Yazıtları, Hüseyin Rahmi Orkun, s.817)
Bu söz sırası, bir birini yaratan-doğuranlar sırasıdır ve kişioğlu bunları aynı adla adlandırmıştır.
Bu yaklaşımı tartışmalıyız. Zaten GDK bunu istiyor. Ve bu biçimiyle bile, bu yaklaşım, var olan diğer yaklaşımlardan, tutarlıdır. Örneğin, ‘kazma’ kuramından çok daha tutarlıdır.
TÜRLÜ KÖKLER (EŞ ANLAMLAR) KURAMI:
‘’Türk Dili’nde aynı bir ‘obje’ yi veya aynı bir ‘düşünce’ yi gösterebilen, türlü söyleniş ve şekilde çok kök vardır.’’
‘’Bir de, aynı ‘obje’ veya ‘düşünce’ yi anlatabilen türlü kökler, O ‘obje’ veya ‘düşünce’ nin, ayırtlı bir halini, vasfını nüanslandırır. Bu primitif devirde olmasa bile, sonradan böyle olmuştur.’’
İşte, dil bilimin hiçbir yaklaşım yapamadığı sorunların çözümü! Şimdi bütün sır, ‘türlü kökler’ sözünde gizlidir. Nedir bu türlü kökler.
GDK dan izleyelim:
‘’Aynı bir ‘obje’yi veya bir ‘düşünce’ yi türlü köklerin anlatıyor olması nasıl yol almıştır? Bunun için Türk Dili köklerinin orijinine gitmek ve, Türk Dili’nin kuruluşundaki natürel ve lojik kanunu bulmak lazımdır. Bunda Türk jenisini iyice kavramak şarttır.’’
Bu nokta, Sanskrit, Sümer, Eti, Latin... dillerindeki çok köklülüğü açıklayabilmeye götürecek, zurnanın en güzel ses verdiği deliktir.
Yalnızca Sümer dili incelendiğinde, dillerin oluşumunun bir küçük örneği, laboratuarı vardır karşımızda. Dil (o çağda) çok-köklü olduğundan, anlam ‘muğlak’ dır. Bu çok sayıda kök zaman içinde, gelişim-değişim içinde, yeni anlamlar kazanmaktadır. Örneğin, ‘ağaç’ anlamında kullanılan beş değişik söz, beş değişik ağaç türüne ad olmaktadır. Böylece, hem anlam ‘muğlak’lığı ortadan kalkıp anlam netleşirken, bir yandan da yeni oluşan kavramlara adlar bulunmaktadır. Bu koşullar altında, fiziki teması kesilen, azalan topluluklar, başkalaşmış dilleri temsil ederler.
Nitekim, Sümerlerde; saray dili, okul dili, erkek dili, kadın dili gibi sosyal katman dilleri oluşmuştur(Emedub, Emesal, Emeku, Emegir... gibi)(Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi Ve Türk Dili’nin Yaşı Meselesi, O. N. Tuna, s.4). Daha sonra, bu başkalaşımlar, toplumsal yaşamın gereği, tek dile doğru girmiştir. Ancak, birbirleriyle yarışan kent devletleri oluşumuyla, fiziksel temas kesilmiş ve yeni diller doğmuştur.
GDK insanlık tarihi ile şaşırtıcı bir uyum içindedir.
DİLİ ÜRETMEDE İNSANIN KENDİSİNİ MERKEZ ALMASI KURAMI:
Gerçekten, insanoğlunun ‘soğuk’ ‘sıcak’ kavramları görelidir ve insanın vücut sıcaklığı esas alınmıştır. Otuz sekiz sıcaktır, otuz beş soğuktur. Yüz ile yüz üç arasındaki aynı üç derece fark, fiziksel olarak aynı üç derece farktır. İnsan için ise, yüz ve yüz üç ikisi de sıcaktır.
HECE SAYISI KURAMI:
GDK, Türkçe’de var olan seslerden çıkarak, 168 değişik hece türetmiştir. Türk Dili söz köklerinin bunlar olduğunu dile getirmiştir. Sayı tartışılabilir, her dil için de farklı olabilir.
İlk dilin, tek heceli olduğu reddedilmemektedir. O halde dil karşılaştırmalarında, olasılık hesapları yapılırken, bu gerçeği kullanabiliriz.
Bir dilde 200 adet kök-hece var ise; her hangi bir anlamda kavramın, o dilde belli bir köke(sese) eşdeğer olma durumu 200 de bir olur.
Oysa bugün bu hesaplar, dillerdeki kelime sayısına oranlanarak yapılmakta ve on binde bir, yüz binde bir gibi ihtimaller vermektedir. Bu ihtimal düzeyi, var olan eşanlam ve eşsesleri yorumlayanı, dillerin geçmişte etkileşimine götürmektedir. Yanlış olarak.
SON SÖZ
‘’ Eğer biz, bugünkü Garp Türkleri, kendimizi bu mertebede dilce muvaffak görmüyorsak, bu, yalnız bizim, (bizimizi) görmemekliğimizden başka bir şey değildir.
Gözümüzü aklımıza rapdederek açarsak ve ilkin devirden başlayarak içinde bulunduğumuz zamana kadar Türkü ve Türk Dili’ni mütalaa edersek,ondan sonra aklımızla beraber gözümüzü yükseklere ve bütün aleme teşmil edebilirsek, işte o zaman kendimizin ve dilimizin ne olduğunun farikı oluruz.’’ (Etimoloji Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili, s.59)
Bugün artık ŞARK TÜRKLERİ ile birlikte, şapkayı önümüze koyup, düşünmeliyiz. Hem bilim için, hem insanlık için, hem Türklük için.
ADNAN ATABEK
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
GÜNEŞ-DİL KURAMI...2
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Minber'08 :: TÜRKÇE :: TÜRKÇE-
Buraya geçin: