UYANDIRMA SERVİSİ
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ''ATİLLA İLHAN''

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sevgi



Mesaj Sayısı : 102
Kayıt tarihi : 08/08/08
Yaş : 30
Nerden : bursa

MesajKonu: ''ATİLLA İLHAN''   C.tesi Ağus. 09, 2008 3:56 pm

Türkiye'de Kemalizm mücadelesinin iki esası var. Bunlardan birincisi, Türk gençlerinin Kemalizmin ne olduğunu öğrenmesi lazım. Türkiye'de, en azından elli senedir, hatta belki daha uzun zamandan beri herkes "Atatürkçü" olduğu halde Kemalizmin eğitimi ve öğretimi yok.

Mustafa Kemal Paşa'nın, hareketin başından itibaren söylediklerini bile derli toplu vermemişler. Sadece Nutuk'tur ortada olan. Bir de Söylev ve Demeçleri diye üç ciltlik bir kitap. Daha önceleri Enver Ziya Karal gibi bir takım hocaların yaptıkları derlemeler vardır Mustafa Kemal Paşa'dan. Onları bir okusanız, onlarda bile Mustafa Kemal Paşa'nın ne yapmak istediği iyi kötü anlatılmıştır, İsmet Paşaya rağmen.

Çünkü İsmet Paşa başımızdaydı o dönem. Yine de Enver Bey'in kitabından, hareketin nasıl bir halk hareketi olduğu, nasıl bir mazlum millet hareketi olduğunu cümlelerin içinden, arasından anlıyorsun. Ben bunu 1957'de okudum. Daha o zaman uyandım.

Gençler oturacak kafayı yoracaklar, o günkü şartları inceleyecekler, o şartlar içerisinde Mustafa Kemal Paşa'nın koyduğu tavırlara bakacaklar, görüşleri, belgeleri nasıl kullandığına bakacaklar ve oradan da bir sonuç çıkaracaklar. Bir kere bunu öğrenelim.

Peki bu öğrenme nasıl olacak? Bu öğrenme bugün Türkiye'de geçerli olan eğitim ve öğretim sistemiyle mümkün değil. Çünkü eğitim ve öğretim işleri, yani bugün geçerli olan sistem Mustafa Kemal Paşa'nın Türkiye'de 'İnkılap Kanunu' diye getirdiği Tevhid-i Tedrisat'ın delinmesi ile oluşmuştur. Tevhid-i Tedrisat ne istiyor ise aksi yapılıyor. Ve böyle bir sistemin içinde gençlerin Gazi'yi öğrenmesi mümkün değil. Öğrenmemesi için de elden gelen her şey yapılıyor zaten. Çünkü Gazi'yi öğrenirse, 'Ya siz ne yapıyorsunuz' diyecek.


Yurttaş Yetişmek

Gazi'yi nasıl öğreniriz? Ne zaman ki öğretim ve eğitimin amacı, yurttaş yetiştirmek olur, o zaman öğreniriz. Biz yurttaş olarak yetiştiriliyorduk. Amaç bir lise mezununun, memleketin geleceği hakkında fikir sahibi olabilmesi idi.

Biz liseye başladığımız sıralarda Türkiye'de lise mezunu olmak çok önemli bir şeydi. Çünkü zaten bir tane "evrenkent" vardı. Lise mezunlarına çok önem veriliyordu. O zaman okutulan kitapları alıp baktığınız zaman hayretlere düşersiniz. Lisenin ikinci sınıfında öyle bir tarih kitabı vardır ki okutulan, bu gün o kitabı Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde okutsanız millet sınıfta kalır. Bayağı etraflı, kapsamlı, derin kitaplardı.

Bunların dışına çıkarsan, tarih diye ellerine şu kadarcık kitap verirsen o zaman bu çocuklar Mustafa Kemal'i nasıl öğrenirler? Öğrenemezler ve öğrenemiyorlar. O nedenle de yurttaş yetişemiyor.

Yurttaş yetişmek ne demek? Yurttaş yetişmek demek, gerek manevi düzeyde gerek maddi düzeyde üretici olmak demek. Yurttaş, işçiyse veya köylüyse çabasıyla üretecek. Aydınsa fikirleriyle, sanatçıysa eserleriyle üretecek.

Dikkat edip bakarsanız Mustafa Kemal Paşa'nın devrinde Türkiye'de bütün bunlar son derece yolunda. Türkiye son derece ulusaldır. Ulusallık o kadar önemlidir ki, Türkiye'deki on, on beş tane kadar yabancı sermayeli kuruluşların hepsinin tıkır tıkır paraları ödenmiş ve herifler kovulmuştur. Ve bu Türkiye'de, yani yabancı kuruluşları teker teker sepetleyen Türkiye'de şimdi yabancı sermayeyi getirmek için yapmadığımız şaklabanlık kalmıyor. Ve bunun Atatürkçülük olduğunu söyleyebiliyorlar. Bu kadar da yüzsüzleşmiş durumdadırlar.

Tüketici Değil Üretici Yurttaş

Üreticilik vasıflarıyla yetişmesi lazım gelen gençler Atatürkçü bir eğitimden geçseler o taktirde Mustafa Kemal'i de anlarlar, Kemalizm'in ne olduğunu da anlar ve memleketin geleceği için ne yapmak lazım geldiğini de. Ama sen Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu delersen, misyoner okullarını bu defa devlet eliyle kurarsan ve yabancı dili memlekette yaygınlaştırsan, özel eğitimi teşvik edip devlet eğitimini üvey evlat haline getirsen, o zaman ne yetişiyor, o zaman üretici yetişmiyor tüketici yetişiyor.

Tüketici çok kötü bir insandır. Çünkü üretici ne kadar aktif ise tüketici o kadar pasiftir. Tüketici, enayi bir adamdır. Yani hep birileri sen şunu al, sen bunu al der, o da, acaba ben şunu mu alsam, bunu mu alsam tereddütü içinde yaşar. Memleketi veya geleceği hiç umurunda değildir. Bu mantıkla yetiştirdiğiniz zaman, yani senin yetiştirdiğin gençler üretici değil tüketici oldular mı, onlardan memleketle ilgili başka şey beklemeyin. Başka şey yapamazlar. Onlar sadece daha çok tüketebilmek için daha çok para kazanmayı düşünürler. Daha çok para kazanmak için de yapmayacakları yoktur.

Bir de ideoloji olarak getirip liberalizmi korsan önlerine... Zaten liberalizm nedir? "toplumsal" Darwinizm'dir. "toplumsal" Darwinizm nedir? 'Güçlü olan ötekini ezer'dir. Yani ormanda aslan üçlü olduğu için nasıl hakimse, nasıl zavallı kurt avladığı hayvanı aslan gelince ona bırakıp gidiyorsa, burada da öyle olacak. Güçlü olan sermaye gelecek öbürünün sırtına binip basacak.

Bu çerçevenin içinde sen bir tüketim toplumu haline gelirsin. Bir tüketim toplumunun Kemalist kalması da mümkün değildir. Mustafa Kemal Paşa'nın ideali çok açıktır: Sanayini kurmuş, hem de en mükemmel sanayini kurmuş, ordusunu, donanmasını, hava kuvvetlerini kendi üretimi ile takviye edip donatabilen, memleketin içersinde en son eğitim imkanlarını köylüsünden başlayarak halkına tatbik edebilen, en azından yüz milyonluk bir Türkiye.

Mustafa Kemal Paşa güçlü bir Türkiye çizmeye uğraşıyor. Güçlü Türkiye'yi kurabilmek için de sanayileşmenin kaçınılmaz olduğunu görüyor. Sanayileşme fikri Kemalistlerde, Kemalist eğitimde o kadar hakimdir ki, sonradan Türkiye'ye bizzat Amerika'nın lanse ettiği Demirel bile senelerce 'sanayileşme, sanayileşme' diye bağırmış o yüzden de iki darbe yemiştir. Çünkü fakında değildi Amerikalıların Türkiye'nin sanayileşmesini istemediğinin. Diyor ki, büyük Türkiye. Ama Amerikalılar büyük Türkiye istemiyorlar. Küçük Türkiye istiyorlar. İki darbeden sonra anladı Demirel ancak Amerikalıların sanayileşme istemediğini.

Bir defa şimdi Türkiye'de yetişen çocuklar kötü yetişiyorlar. Peki bunun çaresi ne? Bunun çaresi basit. Anayasada İnkılap Kanunları hala mercidir. Orada yazıyor. Darbelere rağmen İnkılap Kanunları Türkiye'de muteberdir. O zaman kim eğer Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na aykırı hareket ediyorsa anayasa mahkemesine başvurulur. Diyeceksiniz ki: Bakın bu burada muteber. Anayasa'da yazıyor. Siz burada yabancı tedrisat yapan okul açamazsınız, bu Anayasa'ya aykırıdır. Versinler bakalım cevabını, ne diyecekler.

Buradan hareket ederek, yani Anayasa'da bizzat zikredilmiş olan Devrim Kanunları'nın geçerliliği meselesini Anayasa Mahkemesi'nin önüne getirerek Türkiye'de çok ciddi bir dalgalanma yaratılabilir. Bir kere bu var. Çok merak ederim mesela ADD niye bunu yapmıyor?

Üç tane Misak-ı Milli var. Birincisi toprak bütünlüğü meselesi, ikincisi say Misak-ı Millisi, üçüncüsü de Maarif Misak-ı Millisi. Bu üçünü bu memleketin temeli diye koymuş adam, bunu görmek zorundayız. Oysa şimdi bunları teker teker ortadan kaldırıyorlar. Onun için önce bir kere bunların çok net olarak ortaya konması lazım.

Gazi'nin tasarladığı Türkiye nasıldı? Şimdi birileri çıkıp diyor ki 'bunlar o zaman geçerliydi.' Mustafa Kemal Paşa doğmatik değildir. Bir kere bunu görmek lazım. Mustafa Kemal Paşa'da düşünce diyalektiktir.


Gazi Batılı Değildi

Nereden bu çıkıyor? Çok basit. Gazi , hiçbir zaman Batı medeniyeti gibi olacağız dememiştir. Çağdaş uygarlık seviyesi demiştir, muasır medeniyet demiştir. Peki muasır medeniyet seviyesi bir yere mahsus ve sabit midir? Asla. Bu gün Batı'da olur, yarın Asya'da olur, öbür gün Afrika'da olabilir. Nerede olursa olsun Türkiye için hedef o seviyeyi yakalamaktır. O seviyeyi yakalamak için mücadele etmektir.

Yalnız eğer bugün dünyada medeniyet Atlantik'ten Avrasya'ya kayıyorsa bunu görmek lazım ve Mustafa Kemal Paşa'nın görüşlerini bu istikamette uygulamak lazım. Diyorlar ki Gazi Batılıydı. Nereden biliyorsun sen Gazi'nin Batılı olduğunu? Gazi Batılıyım demiyor ki.

Bir örnek vererek Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa arasındaki farkı biraz anlatayım. Mustafa Kemal Paşa Sofya'da Ateşemiliter olduğu sırada operaya gitmiş çok beğenmiş. Ondan sonra Viyana'dayken de gitmiş, sonra galiba Berlin'de de gitmiş, operayı beğenmiş. Bir başkentte opera olması lazım. Ankara'yı başkent yapmışlar, Ankara'da opera yok, olacağı da yok. Daha dökülüyor Ankara.

Mustafa Kemal Paşa bir opera yapılsın istiyor. Bir şairle anlaşıyor, ona bir konu veriyor. Ve bu konu üzerinde düşünelim diyor. Verdiği konu Türk tarihiyle ilgili bir konu. Önce bir metin çıkıyor ortaya. Şimdi bunun bestelenmesi lazım. Bunun için bizim bestekarlardan kim var, Ahmet Adnan Bey'i çağırıyor. Ahmet Adnan Bey geliyor, onunla konuşuyorlar, ona durumu anlatıyor, diyor ki; " bizden olan, bizim olan bir eser yapalım" Ahmet Adnan zaten Türk müziğini çok iyi bilen bir adam. Oturuyor ona göre bir beste yapıyor. Arkasından bunu kim söyleyecek? Bunu söyleyecek kişi Almanya'da tahsil yapmış Nurullah Taşkıran. Opera sanatçısı. Onu getiriyorlar. Hasılı her şeyi Türk, her şeyi Anadolu olan bir opera yapılıyor. Ve bu opera Halk Evi'nde temsil edilmiş. Atatürk son perde kaçmış, beğenmemiş. Şimdi sefirler gelir, ben görünmeyim kaçıyım, demiş. Bu işin şakası ama bu doğrudur, gittiği doğrudur.

İsmet Paşa, Gazi öldükten sonra operayı açmaya karar aldı. Devlet Konservatuarı'nı kurdu. Başına kimi getirdi? Karl Ebert diye bir Almanı getirdi. Ondan sonra ilk temsil ne oldu? Smetana'nın Satılmış Nişanlısı oldu. Şimdi ha Abdulmecit'in saraydaki fasıl eğitimini dağıtıp yerine İtalya'dan Donizetti Paşa'yı getirmesi, ha İsmet Paşa'nın Karl Ebert'i getirmesi. Arada hiçbir fark yok.

Mustafa Kemal Paşa'yla bunlar taban tabana zıt. Mustafa Kemal Paşa bu milletin içinden, bu milletin kültüründen yeni bir aşama, ulusal bir kültür istiyor. Bunlar, Batı kültürüne nasıl benzeriz diye uğraşıyor. Bu bir sömürge mantalitesi. O bakımdan arada da zıtlık vardır.

İsmet Paşa Dönemi Tanzimat'a Dönüş Çizgisidir

Mustafa Kemal'in gerek kültürdeki gerek sanattaki bakışlarına da ters hareket edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa hiçbir zaman Batıyla antlaşma yapmadı doğrudur. Gazi öldükten sonra hemen İsmet Paşa gitti İngilizlerle ve Fransızlarla ittifak yaptı. Bu doğrudur da şurası atlanır. Ondan bir sene sonra da Yunan-Latin sistemine geçti bizim eğitim. Niye? Gazi niye böyle bir şey düşünmemişti de o yaptı? Çünkü Batılılar ona enjekte ettiler. Dediler ki; siz Batılı olun boş verin Mustafa Kemal'in laflarını.

Biz de babamız da sanki Yunan-Latinmiş gibi kalkıştık bu işleri öğrenmeye. Biz bunu yaşadık. Derste oturup Sophokles'i okuduk. Hiç kimseyi ilgilendirmeyen bir şey. Edebiyat dersinde haftada 1 saat okutulurdu. Ankara'da Latin müzesi kuruldu. Çocuklar oraya gelirlerdi 'mancare, sui generis' böyle papaz gibi konuşuyorlardı. Türkiye'ye bunu İsmet Paşa layık gördü ve Türkiye'nin büyük kalkınması diye koydu.

Bu kalkınma, malkınma değil. Çok açık bir şekilde Tanzimat'a dönüş. Şimdi bu mantalitenin sonu nereye geldi. Gene Sevr'e geldi. Ama Gazi'yle olsaydı hiçbir zaman oraya girilmiyordu. Çünkü gerek 1938'de Almanlara karşı Fransız-İngiliz ittifakı, gerekse Rusya'ya karşı NATO ittifakı, Mustafa Kemal Paşa'nın Türkiye savunma mantalitesinin tam karşıtı. Mustafa Kemal Paşa Batı'ya karşı arkasını Asya'ya veriyor, cenahlarını Rusya ve güneyle sağlamlaştırıyor. Bu günküler tam tersine Doğu'ya cephe alıp arkalarını Batı'ya veriyorlar. Ondan sonra da bunun Atatürkçülük diye bu memlekete yutturmaya uğraşıyorlar.

Emperyalizme Karşı Doğu Cephesi

Mustafa Kemal Paşa'nın yaptığı strateji çok açık, çok belli. 1920'nin Şubat ayında yaptığı bir durum muhakemesi var. Orada Anadolu'nun nasıl savunulabileceği meselesini tartışır. Bunu bütün kumandalara telgrafla çeker. Orada çok açık söylüyor. Kafkasya'da cephe kurdular. Çünkü o zaman Gürcistan ve Azerbaycan, her ikisi de İngiliz yönetiminde. Yani başlarında Türkler veya Gürcüler var gibi görünüyor ama doğrudan doğruya İngilizlerin kontrolünde. Ne yapıp yapıp bu iki hükümeti devirip Bolşeviklerle temas sağlamalıyız diyor. Çünkü onlar da, biz de emperyalizme karşıyız. Kullanılan tabir aynen şu: emperyalizme karşı müşterek mücehedan oluştu, onlara karşı beraber cihat yapacağız. Bunu Mustafa Kemal diyor.

Emperyalizm olduğu yerde duruyor. Başımız dahil hiçbir yerden gitmedi. Mazlum milletler olduğu yerde duruyor, perişan haldeler. Peki Türkiye ne diye olduğu yerde durmayıp da bu tarafa doğru kayıyor? Bu ne demek, bunu izah etmek lazım Türk halkına, Türk gençliğine. Türk halkı, Türk gençliği bunu görmek zorunda.

Bu da yurttaş yetiştirmekle mümkün, yurttaş yetiştirmezsen ne Türk bilinci olur, ne tarih bilinci olur. Bunlar olmadı mı da memleketi korumaz, memleketi değil kendi çıkarını düşünür. Tüketici olur o, enayi tüketici. Acaba şuna mı taksit açayım, buna mı taksit açayım olur.

Şimdi buraya kadar gelindi ama buradan çıkmak lazım. Her şeyin başında üretici olmak yeter. Burada çok büyük bir sorun var karşımızda; üretici somut olarak ele alındığı zaman işçi ve köylü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
''ATİLLA İLHAN''
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Rüzgar Gülü - Atilla İlhan rüzgar gülü - atilla ilhan

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Minber'08 :: YAZI VE YORUMLAR :: ALINTI YAZILAR-
Buraya geçin: